
-Başkahraman Serra Akgüç, Nüket Aruca arasında çok benzerlik var. Siz Nüket Hanım'ı gerçek hayatta ne kadar tanıyordunuz? Nasıl bir ilişkiniz vardı?
-Evet, romanın başkahramanı Serra Akgüç ile seksenli yılların caz şarkıcısı Nüket Aruca arasında, epeyce benzerlik var. Fiziksel görünümü, şarkı söyleyişi, karakteri, mesleği, o dönemde bir nişanlısının olması, İngilizce bilmeden caz standartlarını söylemesi gibi… Jazzino, Türkiye’deki hemen bütün caz müzisyenlerinin ve caz severlerin ilk günden başlayarak çok sevdikleri, sürekli geldikleri ve gerçekten olağanüstü güzellikte müzik gecelerinin yaşandığı bir kulüptü. Bu kulübün kurucularından biri olarak ben de, genç bir iş adamı ve sanatçı olarak, hayatımın oldukça değişik ve renkli bir evresini burada geçirdim. Orada öyle geceler yaşadım ki, bunları kelimelerle ifade etmek mümkün değil.
Nüket’e ilk görüşte âşık olmuştum, evet. Buna aşk demeyelim isterseniz; bir çeşit hayranlıktı. Kitapta yazıldığı gibi, Nüket’in İstanbul Caz Dörtlüsüne solist olarak katılmasını istedim. Beni kibarca reddetti ve kendi istediği gecelerde Jazzino’da konuk sanatçı olarak sahne almayı tercih etti.
-Kitapta anlattığınız yasak aşk ilişkisinde de gerçeklik payı var mı? Örneğin siz ya da farklı biri Nüket Hanım'la aşk yaşadı mı? Bundan mı esinlendiniz?
-Jazzino’dan sonra Nüket’i bir daha görmedim. Onun bir başkasıyla aşk yaşayıp yaşamadığını da bilmiyorum. O dönemde, caz piyanisti Tuna Ötenel’e hayranlığı olduğuna dair birtakım dedikodular vardı. Benim bildiğim yalnızca bu kadar…
Tıpkı kitapta yazdığım gibi, yıllar sonra, bir vesileyle, eski kocası Bora Akün kurmuş olduğum ses stüdyosuna gelmiş ve bana iki ayrı stüdyoda kaydedilmiş olan ana bantları getirmişti. Stüdyoda bantların işlemlerini yaparken Bora ile yaptığımız sohbet esnasında Nüket’in seneler önce, 1987 yılı sonunda bir trafik kazasında ölmüş olduğunu öğrendim.
Yani, o zamana kadar, onun öldüğünden dahi habersizdim.
-Neden gerçekten cazcılarla yaşadıklarınızı anlatmak yerine, kurmaca bir kitap hazırladınız?
-Çünkü ben anı-roman yazmıyorum. Tam tersine, inanılması çok güç, neredeyse bilimkurgu sınıfına giren romanlar yazıyorum. Caz dünyasının ve cazcıların anılarını yazabilecek benden daha bilgili birçok insan var. Böyle bir ihtiyacı sanırım onlar benden daha iyi giderirler.
Değirmenlere Karşı, ölüm korkusunun bir başka tezahürü olan ölümsüzlük arayışının anlamsızlığını, betimlemelere boğulmuş felsefi ya da metaforlarla süslü şiirsel biçimlerle değil; yalın, anlaşılır, somut bir kurgu üslubuyla ifade etmeye çalıştığım bir romandır. İnsanın açıklanması güç birtakım eylemlerinin altında yatan asıl davranış motifinin ölüm korkusu olduğunu vurguluyorum bu kitapta.
Hepimiz, gizli ya da açık, hiç bitmeyecek bir hayat sürmek isteriz ve sonsuza kadar genç kalmanın peşine düşeriz. Romanın içeriğindeki aşk ilişkisi, cinayet ve sonrasındaki esrarengiz ve tuhaf öyküler, söz konusu öngörüyü ateşli bir tutkuyla romanın sonuna kadar sürükleyebilmek ve merak uyandıran olayların arkasındaki gizli anlamı adım adım çözümlemek amacıyla kurgulanmıştır. Biyografik anlatım tarzı, caz kulübü, müzik, aşk ve diğer bütün entrikalar da kitabın felsefesini vurgulamak için kullandığım araçlar oldu.
-Kitapta anlattıklarınız yüzünden emekli bir polis sizi arayıp tehdit etmiş sanırım. Bu hikâye nasıl oldu?
-Şubat ayının ortalarında, İstanbul asayiş şubeden emekli bir polis olduğunu söyleyen bir adam beni arayıp, Değirmenlere Karşı’da bahsi geçen Serra-Nüket benzerliğini anlamış olduğunu ve bunun da ötesinde, kitapta anlatılan cinayetin gerçekten var olduğunu bildiğini anlattı. Hikâyeyi okuyan arkadaşlarımdan birinin bana şaka yaptığını düşündüm ve konunun üzerinde durmadım.
İki hafta kadar sonra kendisiyle bir kez daha konuştum. Bu defa, yirmi yıl önce vuku bulan olaylarla ilgili şaşırtıcı ayrıntılar anlatarak beni tehdit etmek istedi. Kitabı bir itiraf olarak kabul ettiğini ve savcılığa suç duyurusunda bulunacağını söyledi. Hakikaten de tadımı kaçırdı. Neyse, Mart sonundan bu yana aramıyor, galiba kurtuldum bu işten. |
|
Ercan Akbay'ın son romanı Değirmenlere Karşı, Doğan Kitap'tan raflarda yerini aldı. Yazarlık kariyerine ‘Kuraldışı Öyküler’ ile girişte bulunan Ercan Akbay, yeni romanına, “Yıkmak yaratıcı bir eylemdir,” diyerek başlıyor. Anarşist felsefenin kuramcılarından Mihail Bakunin’in bu ünlü manifestosundan yola çıkarak, serüvenlerle dolu özyaşam öyküsünü, tutkulu bir aşkın ardındaki karanlık dünyanın suçlarıyla harmanlıyor.
Kitapta özellikle cazseverlerin ilgisini çekecek bölümler de yer alıyor. Bunu arka kapakta şöyle okuyacaksınız. "İstanbul’un en şaşaalı caz kulübünün genç patronunun âşık olduğu caz şarkıcısı Serra ile yaşadığı yasak ilişki, kısa süre sonra bir kâbusa dönüşür. Yirmi yıl süren bu tutkulu serüven, heyecan verici bir ayin biçimini alır." Buradaki Serra ile 80'lerin ünlü cazcısı Nüket Aruca arasında birçok benzerlik dikkat çekiyor. Bunları yazar Ercan Akbay'dan dinledik.
- Kitapta gerçek hayatınızdan alıntıların olduğu bir kurgusallık var. Bunların gerçeklik payları nelerdir?
-Başı beladan çıkmayan biri olarak, maceralarla dolu bir hayat yaşadığımı söyleyebilirim. Evinde oturup kitap okuyarak ya da yalnızca düşünerek ve araştırmalar yaparak yazan bir yazar değilim. Güçlü anlatımı olan hikâyeler kuracak malzemem her zaman vardır; sokakta yaşamış olduğum ve gerçek maceraperestlerden duymuş olduğum öyküleri derleyip, yine sokağın ritmi ve diliyle anlatmayı tercih ederim. Bana göre, bir kitabın içeriği birinci derecede önemlidir; ne anlatıldığı, nasıl anlatıldığından daha önemlidir.
Birbiriyle ilintili tuhaf serüvenleri kendi yaşam öykümle harmanlayarak ifade etme yolunu seçtiğim Değirmenlere Karşı’nın öncesini anlatan romanımı yine aynı üslupta yazmıştım.

-Kitapta ismi değiştirilmiş başka hangi müzisyenler var? Onları birebir karakterlerini yansıtarak mı anlattınız?
-Kitapta ismi değiştirilmiş epeyce karakter var: İmer Demirer, Ateş Tezer, Oğuz Durukan, Selim Benba, Baki Duyarlar, Önder Focan ve daha pek çok sevdiğim arkadaşım sayfalara girmek zorunda kaldılar. Onlar kendilerini hemen anlıyorlar zaten. Ancak Değirmenlere Karşı’nın anlatmak istediği felsefe ve kurgunun esas omurgası içinde bu karakterlerin fazlaca bir önemi bulunmuyor.
-Kitap size göre bir aşk hikâyesi mi, yoksa caz severlerin ilgiyle okuyacağı, müziği de fazlasıyla içinde barındıran bir hikâyeye mi sahip?
-Her ikisi de değil. Değirmenlere Karşı, kategorik olarak, bir kara kurgu; bir suç edebiyatı romanı. Siz isterseniz buna avantür ya da polisiye diyebilirsiniz, ancak ben, içeriğinde kara mizah öğeleri olan bir tür ‘bilimkurgu romanı’ yazdığımı düşünmekteyim.
Edebiyat çevrelerinde bilimkurgu öykülerine ve macera romanlarına ucuz edebiyat gözüyle bakan epeyce insan vardır. Kimileri, yazdıklarımın bir aşk romanı olduğunu düşünebilirler. Ne derlerse desinler; kitabımın ne şekilde kategorize edildiğinin bir önemi yok; bütün bu bahsi geçen ‘ucuz’ edebiyat türlerinin edebiyat dışı olduğunu değil, tam tersine, edebiyatın ta kendisi olduğunu söylüyorum yalnızca.
|