JAZZ Dergisi Nisan 201O

İlk Buluşma - Ercan Akbay:
Ercan Akbay’la ilk görüşmem telefonda gerçekleşti. Aslına bakarsanız Nüket Aruca hakkında konuşmak istemedi. Bunun nedenini ise kendisiyle karşılıklı bir araya geldiğimizde anlattı.
Öncelikle romanınızla ilgili sizi tebrik etmek istiyorum. Elimden bırakamayarak iki günde bitirdiğim inanılmaz sürükleyici bir roman.
Teşekkür ederim, beğendiğinize çok memnun oldum.
Kesinlikle çok beğendim. Arkadaşım vesilesiyle öğrendiğim bir başka önemli detay ise bugün sizinle karşılıklı gelmek istememe neden oldu. Öğrendiğim kadarıyla romanınızda geçen ve ana karakterlerden biri olan Serra Akgüç, 80’li yılların önde gelen caz vokalisti Nüket Aruca’dan esinlenilerek kurgulanmış. Kendisini tanıyor muydunuz?
Nüket’in kısacık hayatını yeterince iyi bildiğimi söyleyemeyeceğim. Evet, kitaptaki Serra karakterini ondan esinlendim, ancak bu kitap bir anı-roman değildir ve örgüsü de yalnızca onun yaşam öyküsü üzerine kurulmamıştır.
Kitabın gerçek hayatla kesiştiği noktalarını öğrenebilir miyim?
Evet, romanın başkahramanı Serra Akgüç ile Nüket Aruca arasında, epeyce benzerlik var. Fiziksel görünümü, şarkı söyleyişi, karakteri, mesleği, ö dönemde bir nişanlısının olması, İngilizce bilmeden caz standartlarını söylüyor olması gibi…
Nüket Aruca kadar, o dönemde cazcılar arasında meşhur olan Jazzino’yu da merak ediyorum.
Aynen kitapta anlattığım gibiydi. Jazzino, Türkiye’deki hemen bütün caz müzisyenlerinin ve caz severlerin ilk günden başlayarak çok sevdikleri, sürekli geldikleri ve gerçekten olağanüstü güzellikte müzik gecelerinin yaşandığı bir kulüptü. Bu kulübün kurucularından biri olarak ben de, genç bir iş adamı ve sanatçı olarak, hayatımın oldukça değişik ve renkli bir evresini burada geçirdim.
Orada öyle geceler yaşadım ki, bunları kelimelerle ifade etmek mümkün değil. Jazzino’nun en kalabalık gecelerinden birinde, sahnede İstanbul Caz Dörtlüsü var, konuk olarak da yerli yabancı bütün cazcılar orada… Gece yarısı elektrikler kesildi, her yere mumlar koyduk. Koskocaman bir salondu zaten, herhalde yüze yakın mum yakmışızdır. Orkestra tamamen akustik devam etmiş, üzerine bir de yerli-yabancı konuk sanatçılar sahneye çıkmış ve tam iki saat boyunca müthiş bir sarhoşlukla mest olup kendimizi yerlere atarcasına çalıp söylemiştik. Onca hengâmenin ortasında, Nüket’in de sahneye çıkışını hatırlıyorum; Jazzino yıkılıyor, içeride en az iki yüz kişi var, hemen herkes bir şeyler çalmakta ve o, mikrofonsuz, inanılmaz güçteki sesiyle şarkı söylüyor. Çığlık çığlığa…
Neden kitabınızda Jazzino ve Nüket Aruca figürünü kullandınız? Kitabınızda kendi hayatınızı da anlatmak istemenizin bir nedeni var mı?
Değirmenlere Karşı’nın öncesi Erkekler Ağlamaz adlı romanımda tarafımdan anlatılmıştı. Yeni kitapta da yine birbiriyle ilintili tuhaf serüvenleri kendi öz yaşam öykümle harmanlayarak ifade etme yolunu seçtim. Benim stilim bu; ‘Kuraldışı Öyküler’in yazarı olarak, gerçekten de maceralarla dolu hayatımı, birbirinden garip ve çarpıcı kurgularla ve hayatıma bir şekilde girmiş olan insanların hikâyeleriyle süsleyerek yazıyorum. Başka türlü yazmayı da bilmeyen birisiyim, açıkçası, yani kitabım çok satsın falan diye düşündüğümden değil…
Ya Nüket Aruca? Kendisiyle müzik dışında başka bir ilişkiniz olmuş muydu? Yani romanın bu kısmı gerçek değil miydi?
Ona ilk görüşte âşık oldum diyebilirim. Buna aşk demeyelim isterseniz; bir çeşit hayranlıktı. Kitapta olduğu gibi İstanbul Caz Dörtlüsüne solist olarak katılmasını istedim. Reddetti ve boş olduğu gecelerde konuk sanatçı olarak sahne almayı tercih etti. Aramızda bunun ötesinde kesinlikle başka bir şey olmadı.
Sonra?
Jazzino döneminden sonra onu bir daha görmedim. Yıllar sonra, bir vesileyle, eski kocası Bora Akün kurmuş olduğum ses stüdyosuna geldi. Bana iki ayrı stüdyoda kaydedilmiş olan ana bantları getirdi ve bunları bir CD’ye aktarıp aktaramayacağımı sordu. Bu işlemleri yaparken, Bora ile yaptığımız sohbet esnasında Nüket’in seneler önce, 1987 sonunda bir trafik kazasında ölmüş olduğunu öğrendim.

 

Bir Kitap: Değirmenlere Karşı
ve kayıp giden bir yıldız;
Nüket Aruca

Röportaj: Bahar Yapıcılar

Şubat ayında bir arkadaşımın tavsiyesiyle okumaya başladığım ‘Değirmenlere Karşı’ isimli romanı daha ilk sayfalarda elimden bırakamayacağımı anladım. İstanbul’un önde gelen caz kulüplerinden biri ve sahnede gözlerini kapayarak ‘’Sophisticated Lady’’ ve ‘’I’ve Got it Bad’’i söyleyen ve dinleyenleri büyüleyen bir caz şarkıcısı…
Acaba caza olan tutkum mu benim kitaba olan ilgimi arttırmıştı yoksa yazarın Türk edebiyatında pek rastlanmadık akıcılıkta bir kurguyla öyküsünü okuyucularıyla paylaşıyor olması mı?
Sanırım her iki sebep de geçerliydi.
Kitabı bana öneren arkadaşıma teşekkür etmek için açtığım telefon hoş bir sohbete dönüştü. Arkadaşımın romanın yazarını tanıması ve bu tanışıklık vesilesiyle kitapta bahsi geçen birçok kişinin ve caz kulübünün gerçek olduğunu söylemesi, telefonda sessiz kalmama neden oldu. Bir nezaket telefonunun bu noktalara gelmesi gerçekten şaşırtıcıydı. Daha da ilginç olan ise, insanlarda bu kadar derin izler bırakmış bir sanatçı hakkında internette hemen hiçbir bilgiye ulaşamamış olmamdı. Umutsuz arayışlarım yerini ‘dâhiyane’ bir fikre bıraktı ve arkadaşımı arayarak ilk söyleşiyi hem Nüket Aruca’yı tanıyan hem de kendisinden esinlenerek kitabına konuk eden Ercan Akbay ile yapmak istediğimi söyledim.
İşte ‘’Kayıp Giden Yıldız: Nüket Aruca’’ bu şekilde başlayan ve anılarını benimle içtenlikle paylaşan değerli sanatçılardan görüş alarak derlenen böyle bir haber çalışması oldu. Umarım sizler de okurken bu yazıdan benim kadar keyif alırsınız.

Bunu duyunca neler hissettiniz?
Nüket, onu yıllar boyunca tekrar hiç görmemiş olsam da kalbimde muazzam yer etmiş biriydi. Bu yüzden allak bullak oldum. Bantları dinlerken gözyaşlarımı tutamadım.  CD’lere kaydettiğim şarkılarını hâlâ hüzünle dinliyorum. 2000 yılında aktarmışız, on yıl olmuş… Her dinleyişimde, benim gözümde dünyanın en etkileyici şarkıcısının Nüket olduğunu düşünürüm ve yine üzülürüm.
Benimle görüşmekten neden çekindiğinizi öğrenebilir miyim?
Bana gelen tuhaf bir telefon konuşmasının üzerine aradınız. Daha doğrusu bu ikinci görüşmeydi. Emekli bir polis olduğunu iddia eden adamın biri beni arayıp, Değirmenlere Karşı’da bahsi geçen Serra-Nüket benzerliğini anlamış olduğunu ve bunun da ötesinde anlatılan cinayetin de gerçek olduğunu bildiğini falan söyledi. Dalga geçtiğini düşündüm, üzerinde durmadım.
Sizin beni bulmanızdan iki gün önce aynı adam yeniden telefon etmiş ve bu defa beni tehdit edip sinirimi bozmuştu. Bu yüzden, sizin de bu olayla bağlantılı olduğunuzu düşündüm. Değilmişsiniz. Sizden bu yanlışlık için özür dilerim.
Önemli değil. Geçmiş olsun demeliyim sanırım. Nüket Aruca’nın hayatı ile ilgili beni biraz daha bilgilendirebilir misiniz?
Benim bildiklerimin özeti bu kadar, onu nasıl öldürmüş olduğumu da kitapta anlattım. Artık gerisini siz bulun. Şaka bir yana, elbette onu en iyi tanıyanlar kendisiyle yıllar boyu çalışmış olan caz müzisyenleridir. Ayrıntılı bilgiyi onlardan öğrenebilirsiniz. Size elimdeki şu meşhur müzik kayıtlarını veririm, üzerinde ona eşlik eden sanatçıların isimleri var. Mesela İmer Demirer… Onunla konuşabilirsiniz, kendisi kitapta renkli bir karakter olarak da yer alıyor. Tabii adı değiştirilmiş olarak. Önder Focan’ı da Nardis’ten bulabilirsiniz. Nüket’in kayıtlarındaki şarkılardan bazılarının bestesi ona aittir, ülkenin yetiştirdiği en saygın caz müziği sanatçılarından biridir.